• ÖZNUR YILMAZ ODATV Yazarı

  • Çağına şahitlik yapan kitaplarım; okuru uyuşturmak değil uyandırmakla görevlidir.

  • OZ NUR Yazmak İçin Okumak Şarttır

  • OZ NUR'UN KALEMİNDEN

OZ NUR HAKKINDA

ankara cilt bakımı

Tarihe özellikle tarih öncesi döneme, Cumhuriyet tarihine ve din tarihine sonsuz ilgi duyan meraklı bir yazar. Yeni yerler görme ve tabiatla iç içe olma tutkusuna sahip. Güney Afrika, Meksika, Amerika, Kanada, Avrupa’nın birçok şehrinde görevli ya da gezi maksatlı bulundu. En çok etkilendiği şehirler; Salzburg, Cape Town, Guanajuato, Victoria BC, Urfa, Ürgüp, İstanbul, Yucatan ve Varanasi’de ise bir süreliğine yaşama hayalinde... Spor yapmayı hayatının disiplini haline getirmiş emekli subay. Türbülans,SOYAĞACI,ENİGMA-1 kitaplarının yazarı...

KİTAP TANITIM VİDEOLARI

TÜRBÜLANS:

SOYAĞACI:

ENİGMA-1:

Basından

TÜRBÜLANS/SOYAĞACI/ ENİGMA-1’den MÜZİKLER

HAYAT; 40’DAN SONRA BAŞLAR.
        50’DE TATLANIR.


TÜRBÜLANS/ SOYAĞACI/ ENİGMA-1 NEDEN OKUNMALI?

Bazı kapılar vardır giremezsiniz içeri, insanlar vardır hayatınızda görmediğiniz ve olaylar yaşamadığınız. Yazar işte burada devreye girer ve yaptığı kurguyla yazdığı romanla size bu kapıları açar renk sıkalasında az görülen insanları size tanıtır ve bu insanların aklınıza gelmeyecek farklı hikayelerini size aktarır. Her eserin nihayetinde de mesajlar vardır ister alın ister almayın.

Kıymetli meslektaşım, iyi bir dost olan Öznur YILMAZ da yazdığı üç eseriyle bence yazarlarımızın çok değinmediği alanlarda gerek yazım diliyle gerekse de gerçekten bir çok faydalı bilgi ve terminolojiyle gurur verici güzel bir çalışma yapmış.

Merkezinde kadın olan kahramanlar ve onların bir kadın tarafından yapılan betimlemeleri, ruhsal analizleri, toplumda karşılaştıkları sorunlar ve bunlara karşı dik duruşları beni etkiledi.

Ben iyi bir okuyucuyumdur ama Öznurun kitaplarını okurken bilmediğim bir çok konu, bakış açısı olduğunu da fark ettim. Bu farkındalık için teşekkür ederim.

Öznur; toplumumuzun mihenk taşı olan kadını cinsellikle değil akıl, duruş, güç, yaratılıcık ve esasen insan olarak kıymetlendirmenin zaruriyetini ve gerekliliğini yani Sezarın hakkını Sezara vermek gerektiğini, bastırılmış değil eşit şartlarda yaşama hakkı verilen eğitimli kadınlara ihtiyacımız olduğunu insanlığın ve yaratılmışlığın gereği olduğunu çok güzel ifade ediyor.

Kanımca okuma alışkanlığı olan bizlerin henüz yola çıkmış, seslerini yazdıklarıyla duyurma çabası içinde olan özellikle kadın yazarlarımızın kitaplarını temin ederek desteklememiz, etrafımıza tavsiye etmemiz gerekir.

Okuması kolay, konuları enterasan, baktığı pencere gerçekçi ve farklı bu eserleri lütfen rafların tozlu ortamına mahkum etmeyin. Siz de alın bu kitaplardan. İnanın pişman olmayacaksınız.

Öznur okuyan insanımızın maalesef az olduğu bir dönemde birbirinden güzel üç kitap yazmak, baskı anına kadar bir emek sarf etmek cesaret isteyen bir iş. Kitaplarındaki ana karakter kadınlar da sanırım senden almışlar cesaretlerini. Sakın üretmekten vaz geçme.

Kara Fatma, Nene Hatun ve niceleri çıktığı yoldan dönmedi ve bugün bir çok erkeğe ve özellikle kadına fener oldu ışık oldu. Sen de benim gönlüm de bir fenersin. Sakın ışığın sönmesin. Cesur TÜRK KADINI seninle gurur duyuyorum. Kağıt, kalem ve kelimeler yoldaşın olsun.

Şair ve E.P.Kd.Alb.M.Kenan ÇAKMAK

Balat’ın Eniştesi

On Günlük Dostum

Türkçe Dostu Hüseyin MOVİT’ in anısına...

On gün önce katıldığım günübirlik Balat Turu’nda, rehber bizi “Makam-ı Balat” isminde şahane bir mekâna götürdü. “Boşnak Köftecisi” yazıyor. Kokoreç satılıyor. Mekân et kokmuyor...

Raflarda turşu kavanozlarının arasında -ne alaka diyorum- cilt cilt üzerinde TÜRK CEZA HUKUKU yazan simsiyah kitaplar görüyorum. Ne çok ceza var. İçim kararıyor. -İlk kitabım TÜRBÜLANS’tan on aydır yargılanıyorum.

Gözüm kasanın sağında solunda çeşit çeşit kitaplara takılıyor. Ohh...İçim aydınlanıyor. Ancak etraf kitap kafelere de benzemiyor.

Makam-ı Balat; kitap kokuyor, köfte satıyor!

*

Kasanın gerisinde seksen yaşlarında bir bey geldiğimizi görünce ayağa kalkıyor. Pırıl pırıl bakan gözleri ve neşeli sözleri ile yazar olduğunu söylüyor. Balat ‘tın tarihi ile ilgili bilgi veriyor, çaylar ikramımızdır, diyor.

Ayrılırken her birimize anı olsun, diye genç bir hanımın şiir kitabını hediye ediyor. Ben de ikinci kitabım SOYAĞACI’nı ona hediye ediyorum. İmzalayınız, diyor. Ayaküstü sohbet ediyoruz.

*

Üç gün sonra telefonum çalıyor.

“Ben Hüseyin Movit.”diyen sese “Kimmm? “diyorum.

“SOYAĞACI’nın altmışıncı sayfasına geldim. Sizi aramadan duramadım, Hanım Kardeşim...

Okurken ilk sayfalarda konu canımı sıktı. Hatta okumasam mı, dedim. Ancak devam ettim. Sonrasında her sayfasını okurken bir sonraki sayfasında ne var diyerek merak içinde kaldım.

Kitabınızda bazı yazım yanlışlarını tespit ettim. Ancak bunlar sizin yanlışlarınız değil editörün yanlışı. Çünkü yazar sadece yazmalı aklına ne gelirse... Düzeltmek ise editörün görevidir. Her üç kitabınızı da düzeltmek isterim.

Aslında elimde başka kitaplar var ama...Ben kitaplarınıza öncelik vereceğim. Pazartesi buyurun gelin, hem SOYAĞACI’nın da okumasını bitirmiş olurum hem de diğer kitaplarınız da getirirsiniz.”

-Telefonu kapatınca internetten Hüseyin MOVİT’in kim olduğunu araştırdım. Kıpkırmızı oldum! Türkçeye, Türk Edebiyatı’na katkısı ne büyük bir ismi yeni duyuyorum!-

*

Türkçe Gönüllüleri Dil İzleme Grubu Başkanı, gazeteci, yazar, eleştirmen Hüseyin MOVİT ile vefatından iki gün önce “Mekan-ı Balat”ta yeniden buluştum.

Beni uzun bir ayrılıktan sonra gelen kavuşma sıcaklığında kırk yıllık dostu gibi karşıladı. Duvara dayalı tahta masanın iki yanına oturulduk. Henüz yerleşmemişken SOYAĞACI Kitabımı bana doğru tutarak, “Bu kitapla ilgili size tek bir soru soracağım.”

“Bu kitabı yazarken Rus yazarlarından mı esinlendiniz?”

“Hocam... Kurguda intihal mi hissettiniz? Özgün gelmedi mi?”

“Hayır hayır...Yazım dilinizi Rus yazarlarına benzettim, “deyince aslında konuşmanın sonrasını pek hatırlayamaz oldum.

“Yazım dilimi Rus yazarlarına benzettiyseniz izninizle bir anımı anlattıktan sonra da sorunuzu cevaplayayım.”

On bir yaşındayım. Fakir Baykurt, Shakespeare okuduğuma inanmayan Türkçe öğretmenimi hatırlıyorum.

“Aşkı ilk defa tatma, denizi ilk defa görmek gibi Dostoyevski’yi keşfetmek insan hayatında devrimdir.” diyen Borges’in sözünü de hatırlayıp muhabbete kendi sözümü ekliyorum.

“Benim için dünya edebiyatı; Rus Edebiyatı ve diğerleri diye ayrılır.” Biraz dediklerimi toparlamak istiyorum.

“ Sabahattin Ali’nin kalemi de Dostoyevski’ye benzetilir.” Sabahattin Ali’nin öyküleri şiirleri geliyor zihnime...Hocama o an bir şey söylemesem de...

“İstisnalar tabiiki var ben geneleme yaparak konuştum,” diyorum.

Günümüz popüler edebiyatı yani moda edebiyatın içindeki karakterlerin içi boş mankenlerden farksız olduğuna ve Rus yazarların kitap karakterlerini nasıl ustalıkla canlandıklarından konuşuyoruz. Koyu bir sohbette dalıyoruz.

*

Hüseyin Movit neler anlatmadı ki?

TRT, Hıncal Uluç, Müge Anlı ve niceleri ile -doğru söze karşı- nasıl kavgaya tutuştuğundan...

İnadında on yıl direndikten sonra Hıncal Uluç’ un pes edip galibi çok geç de olsa ilan ettiğinden...

Müge Anlı’nın alınganlıklarından...

Anlattıkça şaşırıyorum.

“Aslında teşekkür edip mutlu olmalılar. Yanlışları doğru ile düzeltildiğiniz için...”

*

“Haliç’in Cefasını Çeken Balat’ın Çocukları” kitabından bahsediyor.

“Balatlı Orgeneral Aslan Güner’i tanır mısınız?” diyor. Üç general çıktı Balat’tan... Resimlerini açıp gösteriyor. Diğer ünlü Balatlıları da...Yakında onları toplayacağım üst katta...” Bu sefer yaramaz çocuk gibi muzipçe gülüyor.

“Emeğiniz ne kadar güzel bir hizmet Balat’ın tanıtımı için... Herhalde kaymakamlıktan ödül almışsınızdır.” Gülümsüyor.

“Hanım Kardeşim hizmete bakılmıyor! Ama alacağım...”

*

Telefonu çalıyor arayan eski Yargıtay Başkanı...Noktalama işaretleri hakkında bilgi veriyor.

Günlük tuttuğundan, rüyalarını atlamadan defterine yazdığından bahsediyor. Sağlığı ile de ilgili tuttuğu defterdeki rakamları gösteriyor. Bir şey demiyorum. Şeker hastası olduğunu anlıyorum.

Üç kitabım hakkında konuşuyor. Akıl veriyor. Sana başka söyleyeceklerim de var. Ama üçüncü kez geldiğinde, diyor.

“Şimdi söyleyiniz aklınıza geldiyse,” diyorum.

“Sonra,” diyor...

*

Yoldan geçen bir hanıma -beni gördüğündeki sıcaklıkla- el kol hareketi ile ‘gelsene işareti’ yapıyor. Elinde pazar arabalı hanım maskesini çıkarmasa neredeyse genç kız diyeceğim. Mahalleli sanıyorum.

“Benim hanım,” diyor böbürlenir gibi söylüyor.... Yüzüne o an adeta güneş doğuyor. Havaya aşk kokusu yayılıyor.

“Hanım köylüyüm. Burada herkes bana bu yüzden enişte der,”diyor.

“Tipik bir Boşnak Hanımsınız,” diyorum. Bana “Siz de...” diyor ve yanımıza oturmadan ayrılıyor. Hanımının ardından özlemle bakıyor.

“Yirmi sekiz yaşındaydım. O, on sekiz. Dört yaşındaki oğlumla yanına geldim. Çok iyi baktı. Bana da oğluma da...”

Aştan, emekten, kıymetten, halden konuşuyoruz.

*

“Kitaplarınızı tanıtmak için çalışacağım. Sayfamda kitaplarınız hakkında yazı da paylaşacağım Hanım Kardeşim,” diyor. “Gazeteci arkadaşlarıma da sizden bahsedeceğim...”

“Türk Edebiyatında kadın yazarlar arasında çığır açabilirsin.” -Çaktırmıyorum ama bana biri çimdik atsın, diyorum içimden.-

*

Dört kitabını imzalayıp veriyor.

“Ben asıl..” Elinde tutuğu müşterilerin incelediği kitaba bakıyor. Size “Haliç’in Cefasını Çeken Balat’ın İnsanlarını” vermek istiyorum. Ama bu çok yıprandı. Gıcır gıcır olanı vermek istiyorum.”

“Hediye edecekseniz elinizdeki kitabı isterim,” diyorum. Kitabı imzalarken gülümsüyor.

“Bak,” diyor. Kitapların son sayfasını gösteriyor. “Kitaplarımı hangi sözle bitiriyorum.”

“Sürçülisan ettim ise -affola değil- affolmaya...”

“İznininiz olursa ben de sözünüzü kullanmak isterim. Çok güzelmiş.”

Gülümsüyor. “Kullan.” diyor.

*

İki buçuk saatin ardından “Çok uzun zamandır bu kadar hoş bir sohbet yapmadığımı söylüyorum.” Avuç içini tokalaşmak için uzatıyor.

Ahh...Covit aklıma geliyor. O an yaşı da ...Oysa o avuçları ne çok sıkmak istiyorum. Tereddüt ettiğimi görünce elini yumruk yapıyor.

Yalandan ellerimizi tokuşturuyoruz, derin dostluğumuza...

*

Dönüş yolunda arabayı nasıl kullanıp eve nasıl vardığımı bilemiyorum. Dayanamıyorum. Hemen arıyorum.

“Hocam kitaplarımın satması değil de kitaplarımı Rus yazarlarının kitaplarına benzettiniz ya bulutların üzerinde yürüyorum sanki diyorum,” kahkaha patlatıyor.

*

Görüşmemizden sonraki iki gün içinde birkaç kez daha telefonla konuşuyoruz. Birbirimize mailler gönderiyoruz. TÜRBÜLANS kitabımı da okumaya başladığını söylüyor.

Vefat ettiği 30.9.2021 Perşembe günü saat 2:00’ de mail gönderiyor.

Ertesi gün telefonlarıma çıkmıyor...

*

Türkçe, cephesinde en ön safta savaşan çok iyi bir askerini kaybetti.

Hocam saygılarımla... Tinin kut, durağın uçmağ olsun....

OZNUR

E. Mak. Müh. Kd. Albay

TÜRBÜLANS/SOYAĞACI/ ENİGMA-1 Kitaplarının Yazarı

01.10.2021

OKURDAN GELENLER